MAKEDON GOLCü ILK KEZ AçıKLADı: FENERBAHçE, GALATASARAY VE BEşIKTAş'TAN TEKLIF ALDıM | SERGEN HOCA BABAYDı, MONTELLA IYI Iş çıKARDı | DZEKO, ICARDI'NIN öNüNDE

Süper Lig’de Göztepe, Konyaspor, Malatyaspor ve Antalyaspor formalarıyla attığı gollerle fırtına gibi esen Boşnak asıllı Makedon eski forvet Adis Jahovic, Türkiye kariyeriyle ilgili bilinmeyenleri ilk kez Spor Arena’ya anlattı. Bir dönem Beşiktaş ve Fenerbahçe ile yaşadığı ilginç transfer hikayesine değinen efsanevi golcü, birlikte çalıştığı teknik direktörlerle ilgili dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

2016 yılında Rusya’nın KS Samara takımından Göztepe’ye transfer olan Adis Jahovic, etkileyici performansıyla Türkiye kariyerinde önemli bir iz bıraktı. 104 maçta attığı 46 golle Göztepe’nin kulüp tarihinde en fazla gol atan 2.oyuncusu olan eski yıldız, Süper Lig’de özellikle 4 büyüklere karşı attığı gollerle adından söz ettirdi. Son olarak Bodrumspor forması giyen ve futbola veda eden Jahovic, Süper Lig kariyeriyle ilgili anılarını aktardı.

37 YAŞINDAKİ ESKİ GOLCÜ ADİS JAHOVIC’İN ÖZEL AÇIKLAMALARI ŞÖYLE:

“PAZARDA SATTIĞIM 7 ELMAYLA KENDİME KRAMPON ALDIM”

İlk olarak futbola başlama serüvenine değinmek istiyorum. Makedonya’da genç yaşta maddi sorunlar içinde futbol oynadığın bir dönem vardı. Futbola başlama sürecinle ilgili neler söylemek istersin?

Futbola 7 yaşında Makedonya’da başladım. Sokakta futbol oynadığım arkadaşım bir takıma gidip futbol oynamamı tavsiye etti. O zamanlar ailemde maddi sorunlar vardı. Arkadaşımla beraber Makedonija Gjorce Petrov takımına gidip futbola başladık. Burada 16 yaşına kadar 6 numara pozisyonunda oynadım. Başka bir teknik direktör gelip, ‘Fizik gücün çok yüksek. Sen forvet pozisyonunda oyna’ dedi. Forvet oynadığım ilk maçta hat-trick yaptım ve ondan sonra hep forvet olarak oynamaya devam ettim. Ben 16-17 yaşlarındayken ailem maddi anlamda hayatla çok mücadele etti. Makedonya’da zor bir süreç yaşadık. Bir gün annemden orijinal bir krampon istemiştim. Annem, ‘Bahçemizde 7 tane elma var. Elmaları pazarda sat, kramponunu kendin al’ dedi. Bahçemizdeki o elmaları satarak kendime bir krampon almıştım. Bosna-Hersek’te her aile çocuğuna hayatla savaşmayı ve mücadele etmeyi öğretirdi. Her şeyin öyle kolayca elde edilemeyeceğini öğrenirdik. Daha sonra 18 yaşındayken ilk profesyonel imzamı attım ve yavaş yavaş maaş almaya başladım. Futboldan kazandığım ilk parayı direkt aileme verdim ve kendime herhangi bir şey almadım.

Adis Jahovic - Muhammet Duman

“TÜRKİYE LİGİ; STRESİ YÜKSEK OLAN, AGRESİF VE ZOR BİR LİG”

Daha önce İsviçre, Ukrayna, Hırvatistan ve Rusya Liglerinde de forma giymiştin. Türk futbolunu kalite, mantalite ve mücadele anlamında değerlendirir misin?

Türk futbolundaki kalite gittikçe artıyor. Bunu zaten EURO 2024’te de başarıyla gösterdiler. Türk futbolu ile Rusya Ligi birbirine çok benziyor. Çünkü Rusya Ligi’nde de stres ve mücadele var. Orada da sert bir futbol oynanıyor. İsviçre ve Hırvatistan’daki futbol ise biraz daha tekniğe ve taktiğe dayalı. Ayrıca daha kolay bir lig. Türkiye, Rusya ve Ukrayna Liglerindeki tempo yüksek durumda. Enerjik ve mücadeleci bir futbolcu olduğum için Rusya ve Türkiye Liglerinde oynamak benim için daha avantajlıydı. Oynadığım liglerde başarılı bir performans gösterdim. Türkiye; stresi yüksek olan, agresif ve zor bir lig. Türkiye’de biraz sistem lazım. Burada 84 milyon insan var. Altyapıya daha da önem verilmeli. Altyapıya odaklanarak oradaki çocuklara daha fazla eğitim verilmeli. Türk futbolunda artık yaşlı teknik direktörlere gerek yok. Yerlerini genç antrenörlere de bırakmalılar. Çünkü günümüzdeki futbol 30 sene öncekine göre daha farklı bir tarzda oynanıyor. Şimdi her şey mücadele, taktik ve koşu üzerine kurulu. Türk futboluna antrenör anlamında yeni kanlar lazım.

“GÖZTEPE’DE STADYUMA GİRDİĞİM AN RAKİP STOPERLERİ YEMEK İSTİYORDUM”

Süper Lig’deki stadyum atmosferi ve taraftarların tutkusu hakkında neler söylemek istersin? Ayrıca hangi takımın stadyumu ve taraftarları seni en çok etkiledi?

Türkiye’de herkes futbolu çok seviyor. Futbol, insanların hayatında ilk sırada yer alıyor. Stresli ve baskılı bir ortamda futbol oynanmasına rağmen herkes futbol için yaşıyor. Genel olarak futbolcu için sahada taraftarların baskısını hissetmesi çok güzel bir duygu. Mesela baskı bana pozitif olarak yansıyordu ve kanımın hızlandığını hissediyordum. Taraftarlar, bana enerji veriyordu. Mükemmel bir atmosfer oluşturuyorlardı. Mesela Göztepe’de oynadığım dönem taraftarların desteği direkt kalbime etki ediyordu. Göztepe taraftarı, en beğendiğim atmosferi yansıtıyor. Oradaki atmosferi damarlarıma kadar hissediyorum. Kanım daha da hızlı atmaya başlıyor. Göztepe’de kalbimle oynuyordum ve her zaman farklı duygular hissediyordum. Konya, Malatya ve Antalya gibi şehirlerde de futbol oynadım ama Göztepe’de her şey çok farklıydı. Stadyuma girdiğim an rakip stoperleri yemek istiyordum. Ayrıca direkt olarak gole odaklanıyordum. Göztepe taraftarını çok seviyorum. Deplasmanda oynadığım maçlarda ise en çok Galatasaray’ın Stadyumu’ndan etkilenmiştim. Fenerbahçe’nin de sahasında oynadım ama çok baskı hissetmemiştim. Galatasaray’ın taraftarlarındaki o baskıyı çok hissetmiştim. Gerçekten bambaşkaydı. Göztepe’de oynadığım dönem İstanbul’da Galatasaray’a karşı oynadığımız bir maç vardı. Penaltıdan gol attım ve 1-0 öne geçtik. İyi oynadık ve maçta birçok pozisyon yakaladık. Golden sonra Galatasaray, taraftarıyla baskı yaptı ve 3 gol attı. Her hücuma çıktıklarında taraftarlarının baskısını da arkalarına alıyorlardı. Böyle maçlarda kendini farklı hissediyorsun ve daha farklı oynuyorsun. O yüzden bu atmosfere rağmen 4 büyüklere gol atmayı başardım.

“SÜPER LİG’E YÜKSELDİĞİMİZ ESKİŞEHİRSPOR MAÇINI HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYACAĞIM”

2016 yılında transfer olduğun Göztepe’deki ilk sezonunda Süper Lig’e yükselme sevinci yaşadın. Eskişehirspor maçında 90+5.dakikada gol atarak maçı uzatmalara götürmüş, daha sonra penaltılarla Süper Lig’e yükselmiştiniz. O anlara dair hislerini anlatır mısın?

O sene çok iyi oynadık ve Göztepe’yi Süper Lig’e çıkardık. O dönem belli bir süre Okan Buruk’la çalışmıştık. Daha sonra takıma Yılmaz Vural gelmişti. Eskişehirspor maçından önce otelde toplantı vardı. Bize ailelerimizin gönderdiği destek videoları izlettirildi. Herkes orada farklı bir duygu hissetti. Göztepe’nin 14 yıldır Süper Lig hasreti çektiğini biliyorduk. O yüzden, ‘İşte şimdi bizim zamanımız!’ dedik. Maç biletleri, satışa çıktıktan sonra hemen tükenmişti. Maça çıktık ve çok güzel bir performans sergiledik. Takımdaki herkes Süper Lig’i istediğini gösterdi. Çok gol kaçırdık. Kontra atak sonrası Ofoedu’nun golüyle resmen öldük. Taraftarımız da moral olarak düştü. Daha sonra sahada nasıl bir karaktere sahip olduğumuzu gösterdik ve baskı yaptık. Ben gol atmadan birkaç dakika önce taraftarlardan biri aileme, ‘Adis’in gol atacağını hissediyorum’ demiş. Golü attığımda sevinçten nereye koşacağımı şaşırdım. Çocuğum sevinçten tribünden aşağı düşecekti. Maçı kazandık ama hala neler hissettiğimi anlatamıyorum. Bizim için rüya gibi bir olaydı. Bu maçı ve golü hayatımda hiçbir zaman unutmayacağım. Hayatımda böyle bir duygu hissetmemiştim. Kariyerimdeki en iyi maçımdı. O maçı kimse unutmayacak.

“OKAN BURUK, ÇOK İYİ BİR İNSANDI VE SAHADA SANA GÜVEN VERİYORDU”

2016 yılında Göztepe’de beraber çalıştığınız Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk’un oyun tarzı, kariyerindeki etkisi ve kazandığı başarılar hakkında neler söylemek istersin?

Okan Buruk, beni ilk olarak Sivasspor’da görev yaptığı dönem transfer etmek istemişti. O dönem transfer gerçekleşmemişti. Rusya Ligi’nde o zamanlar sakatlığımdan dolayı 3 ay forma giyememiştim. 3 ay sonra geri döndüğümde CSKA Moskova’ya deplasmanda 2 gol atmıştım. Bundan dolayı benim ‘No Adis, no party’ hikayesi ilk önce Rusya’da oynadığım dönem başlamıştı. Tişörtlere o dönem ‘No Adis, no party’ yazmışlardı. Okan Hoca ve yardımcısı Stjepan Tomas, bu maçta beni izlemişlerdi. Türk taraftarlar, beni İnstagram üzerinden takip etmeye başladı ve Göztepe’ye gelmem için sürekli mesaj gönderiyorlardı. Göztepe’yi araştırdığımda Okan Hoca’nın orada görev yaptığını gördüm ve daha sonra menajerimi aradım. Menajerim Göztepe’nin iyi bir kulüp olduğunu ve Süper Lig’e çıkmak için mücadele verdiğini söylemişti. 2 gün sonra direkt İzmir’e gelmiştim. Başkan Mehmet Sepil, kulüpte göreve geleli birkaç sene olmuştu. Okan Hoca’yı futbolculuk döneminden beri tanıyordum. Onunla konuştuğumda çok sevmiştim. Gerçekten çok iyi bir insandı. Sahada sana güven veriyordu. Okan Buruk’un şimdi de başarılı olmasının bir nedeni oyuncuların ona olan sevgisidir. Oyuncular, Okan Hoca için mücadele ediyorlar. Oyuncularla aynı dili konuşmak yani iletişim kurmak gerçekten çok önemli. Okan Hoca, maçtan önce ve antrenmanlarda çok iyi analizler yapardı. Şimdi Mauro Icardi’ye yaptığı gibi o dönem oyunu benim üzerime kurardı. Özellikle defansın arkasına koşu meselesine çok önem verirdi. Şimdilerde Türkiye’de Barış Alper dışında defansın arkasına koşu yapacak başka bir oyuncu yok. Barış Alper, mesela Hollanda maçında rakip defans oyuncusuna bu konuda sorun çıkarmıştı.  Defansın arkasına koşu meselesi en zor olan görevdi. Mesela Marcao ve Maicon, bana Galatasaray maçında, “Dur artık, koşma!” demişlerdi. Çünkü her defasında rakip defansı zorluyordum. Icardi, bazen bunu yapmaya çalışıyor ama hızlı olmadığı için ağır kalıyor. Bu konuda Paul Onuachu’yu daha çok beğeniyorum.

“GÖZTEPE’DE OYNADIĞIM DÖNEM FATİH TERİM, ‘SENİ ÇOK İSTİYORUZ OĞLUM’ DEDİ”

Süper Lig’de bir süre transferde ismin 4 büyük kulüple anılmıştı. Bu konuda medyada yüzlerce haber yer aldı. O dönemki transfer konularına açıklık getirir misin?

Göztepe’de oynadığım dönem Beşiktaş ve Galatasaray transfer etmek istemişti. Mesela Fatih Terim, bir gün beni aradı, ‘Seni çok istiyoruz oğlum’ dedi. Fakat transfer konusunda herhangi net bir gelişme olmadı. Beşiktaş ise menajerime ulaşarak beni transfer etmek istediklerini söyledi. O dönem Beşiktaş’ın transfer listesinde benimle beraber Samuel Eto’o’nun da ismi vardı. Haberlerde ve sosyal medyada ‘Samuel Eto’o, Beşiktaş’la anlaştı’ şeklinde haberler okudum. O haberi okuyunca Beşiktaş’ın Eto’o’yu transfer ederek transfer meselesini kapattığını düşündüm. Transfer sezonunun bitmesine birkaç gün kalmıştı ve her iki takımdan da bana net bir dönüş olmamıştı. O yüzden Göztepe’de devam etmiştim. Daha sonra devre arasında Konyaspor ile anlaştım. Konyaspor’a transfer olduktan birkaç gün sonra Eto’o da oraya gelmişti. Eto’o’ya o dönem Beşiktaş’a transfer olma meselesini sormuştum. Eto’o, ‘Ya bana bir şey sorma. Antalyaspor, bonservis konusunda sorun yaşayınca Beşiktaş’a gidemedim. Transferim olmadığı için benim yerime Vagner Love’ı aldılar’ demişti.

Beşiktaş’ın ilgisi daha sonraki yıllarda devam etti mi?

“LARİN, BİRKAÇ MAÇTA 6 GOL ATINCA BEŞİKTAŞ’A TRANSFERİM GERÇEKLEŞMEDİ”

Antalyaspor’da oynadığım dönem Şenol Hoca ile otelde karşılaştık. Şenol Hoca, ‘Ah! Seni Beşiktaş’a transfer etmeyi çok istemiştim’ dedi. Şenol Hoca’ya beni Beşiktaş’a neden transfer ettirmediğini sordum. Şenol Hoca, ‘Transfer listemizde sen 2.sıradaydın. İlk sırada Samuel Eto’o vardı. Eto’o ile normalde anlaşmıştık. Daha sonra iki kulüp arasında bonservis sorunu yaşandı. Sen de Konyaspor’a transfer olunca Vagner Love’ı aldık. Seni transfer etmeyi gerçekten çok istemiştim’ dedi. Malatyaspor’da oynadığım dönem Sergen Yalçın’la 6 ay çalıştım. Ben Antalyaspor’a transfer olduktan birkaç gün sonra da Sergen Yalçın, Beşiktaş’a transfer olmuştu. Antalyaspor’da oynadığım dönem Sergen Yalçın beni aradı ve Beşiktaş’a gelip gelmeyeceğimi sordu. Sergen Hoca’ya Beşiktaş’a tabii ki geleceğimi söyledim. Sergen Hoca, ‘Şu an takımda Larin var. Onun performansına birkaç maç daha bakacağım. Bir sorun olursa onun yerine seni alacağım’ dedi. Daha sonra Larin, birkaç maçta toplam 6 gol atınca benim transfer gerçekleşmedi. Bazen hayatta böyle şeyler olabiliyor ama kariyerimde attığım her imza için vicdanım rahat.

“ANTALYASPOR’A SÖZ VERDİĞİM İÇİN FENERBAHÇE’NİN TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİM”

Ayrıca Antalyaspor’a transfer olacağım gün Fenerbahçe’nin teklifini kabul etmemiştim. Ali Koç, menajerime transfer için İstanbul’a beklediklerini söylemişti. Antalyaspor yetkililerine onlara söz verdiğimi ve oraya geleceğimi iletmiştim. Antalyaspor ile her konuda anlaşmıştık. Antalya’da otelde beklerken lisansın çıkması için bir tane belgenin gelmesini bekliyorduk. 2 gün sonra maç vardı. Otele geç saatlerde geldiğim için yorgundum ve dinlenmek için odama çıktım. Saat 22.00 gibi eşimi aradım ve Antalyaspor’daki atmosferin ne kadar güzel olduğunu anlattım. 22.30’da odamın kapısı çalındı. Karşımda Antalyaspor’dan bir yetkili, menajerim ve avukat vardı. Antalyaspor yöneticisinin gömleği stresten ter içindeydi. Ben meselenin ne olduğunu anlamadan, ‘Hadi bakalım belge geldiyse imzayı atalım’ dedim. Menajerim, ‘Sorun var. Ali Koç aradı ve transfer için yarın İstanbul’a beklediklerini söyledi’ dedi. O an kafam gitti ve bacaklarımı resmen hissetmedim. Bana o an kararımın ne olduğunu sordular. Antalyasporlu yöneticinin ve avukatın odadan çıkmasını istedim. Menajerim, ‘Sen kafayı mı yedin! Fenerbahçe, seni transfer etmek istiyor. Zaten 33 yaşındasın, kariyerin birkaç yıl sonra bitecek’ dedi. Menajerime kariyer anlamında Fenerbahçe’ye transfer olmamın güzel olacağını söyledim ama aynı zamanda Allah’tan korktuğumu belirttim. O yüzden verdiğim her sözü tuttuğumu söyledim. Babamdan ben böyle öğrendim. Babam bana verdiğim sözü her zaman tutmam gerektiğini öğretti. Antalyaspor’a söz verdiğim için imza atacağımı söyledim. Ayrıca, ‘Ali Koç, beni transfer etmek istiyorsa yarın sabah Antalyaspor’a bonservis bedelimi ödesin. Ona göre ben de Fenerbahçe’ye gideyim’ dedim. Ama ne olursa olsun şimdi Antalyaspor’a söz verdiğim imzayı atacağımı söyledim. O dönem Fenerbahçe’nin teknik direktörü Ersun Yanal’dı ve beni çok istemişti. Transferin döneminin bitmesine az bir süre kalmıştı ve birkaç gün sonra maçımız vardı. Antalyaspor, ligde kalma mücadelesi veriyordu. Transfer döneminin bitmesine az bir zaman kaldığı için Antalyasporlu yönetici, ‘Gidersen bu saatten sonra forveti nereden bulacağım’ diye stres içindeydi. Antalyasporlu kulüp yetkilisinden belgeyi istedim ve söz verdiğim gibi imzayı attım. Ali Koç, daha sonra bu duruma çok kızdı. Antalyaspor’un kulüp başkanı beni aradı ve benim için, ‘Hayatımda böyle bir karakter görmedim’ dedi.

Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin sana olan ilgisine bakacak olursak; kariyerinde bu üç takımdan en çok hangisinde oynamak isterdin?

Benim için hiçbir takım fark etmez ama oğlum için Beşiktaş’ta oynamak isterdim. O, çok iyi bir Beşiktaşlı. Ayrıca Sergen Hoca da Beşiktaş’a çağırsa direkt giderdim. Sergen Hoca için de bunu yapardım.

“EN İYİSİ SERGEN YALÇIN’DI. ONA, ‘SEN BABASIN’ DİYORDUM”

Konyaspor’daki döneminde Rıza Çalımbay, Aykut Kocaman ve Sergen Yalçın gibi isimlerle çalıştın. Mantalite ve antrenman tarzı olarak seni en çok hangi teknik direktör etkiledi?

Bu konuda en iyi teknik direktör Sergen Yalçın’dı. Oyuncularıyla iletişimi ve taktiği çok iyiydi. Uzun topla oynamamızı istemezdi. Onun yerine yerden ve tiki-taka tarzında oynamamızı isterdi. Ben bu tarzı çok seviyordum. En başarılı dönemimi Sergen Yalçın’la yaşadım. Herkes Sergen Hoca’yı egolu biri olarak gösteriyor ama kesinlikle öyle değil. Sergen Hoca’da hiç ego yok. Gerçekten çok iyi bir hoca. Sahada her zaman yüzde yüzümüzü vermemizi isterdi. Onu çok seviyorum. O, benim için en iyi hoca. Onunla her zaman telefonda konuşuyorum. Ona, ‘Sen babasın’ diyorum. Konyaspor’da çalıştığım diğer teknik direktör Aykut Kocaman ise insani yönden iyi ve saygılı birisi ama futbol anlamında beni çok zorladı. Aykut Hoca; bağlantı pas atmamızı, çok koşmamızı ve geriye dönmemizi istiyordu. Ben forvet oyuncusuyum. Defansa kadar dönsem 70 metrelik bir mesafe var. O kadar geri gelip koştuktan sonra insanda gol atmak için hal kalmıyor. Aykut Hoca’nın bu sistemi bende de çok oturmadı ve oyun sistemini çok beğenmedim.

“KENDİME İDOL OLARAK ZLATAN IBRAHIMOVİC’İ GÖRÜYORDUM”

Futbol kariyerinde kendine idol olarak gördüğün bir futbolcu bulunuyor muydu?

Zlatan Ibrahimović’i çok seviyorum. Fizik gücü üst düzeyde olan bir futbolcu. Bazen egolu konuşuyor ve kendini her şeyden büyük görüyor. O yüzden karakter anlamında değil ama oynadığı futbol açısından onu beğeniyorum. Sahada hiçbir şekilde korkmuyor ve mücadele ediyor. İstediği şekilde gol atabiliyor. Motivasyon anlamında antrenmanlarda ve maçlardan önce onun videolarını izliyordum. Pozisyonlarını izleyerek golleri nasıl attığına dair fikir edinmeye çalışıyorum.

“EDİN DZEKO’NUN OYUN TARZINI DAHA ÇOK SEVİYORUM”

Mauro Icardi ve Edin Dzeko, geçen yıl Süper Lig’de gol krallığı yarışını kazanmak için mücadele etti. Icardi, kaydettiği 25 golle gol krallığı zaferi yaşadı. Tecrübeli golcülerden hangisi sana göre daha favori?

İkisi de farklı tarzda oyuncular. Icardi, sadece gol atmaya odaklanıyor. Dzeko, daha hareketli ve farklı bir oyuncu. Dzeko, topu tutuyor ve arkadaşlarına yardım ediyor. Bazen sağa sola doğru giderek orta da açıyor. Bitiricilik açısından bana göre ikisi de aynı seviyede. İkisi de çok iyi oyuncu ama Dzeko’nun oyun tarzını daha çok seviyorum. Ondan dolayı bana göre Dzeko, bir tık daha önde.

“SEMİH KILIÇSOY’UN 2. AGUERO OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

Beşiktaş’ın 18 yaşındaki forveti Semih Kılıçsoy, bu sezon en çok konuşulan isimlerden biriydi. A Milli Takım’a davet edilen Semih, EURO 2024’te çok fazla şans bulamadı. Tecrübeli bir forvet olarak Semih’in potansiyelini değerlendirir misin?

Semih, Aguero’nun stiline sahip olduğunu her zaman gösteriyor. Sert ve hızlı bir futbol oynuyor. Ayrıca vuruşları da çok iyi durumda. Topu çok iyi tutmasını biliyor. Çok yetenekli, kaliteli ve iyi bir oyuncu. Onun belli bir noktaya gelmesi ne kadar çok çalışacağına bağlı. Futbolda karakter de önemli. Semih, bu mücadelesini ve hırsını hiç kaybetmemeli. Semih’in 2. Aguero olacağını düşünüyorum.

“TÜRKİYE’DEKİ HAKEMLER ÇOK KÖTÜ. HER MAÇ AYRI BİR SORUN ÇIKIYOR”

Geçen sene Süper Lig’de saha olayları yaşandı ve hakem performansları sürekli olarak eleştirildi. Hatta çözüm için yurtdışından yabancı VAR hakemi getirildi. Süper Lig’deki hakem hatalarını ve saha olaylarını nasıl değerlendiriyorsun?

Hakeme şiddet uygulamaya gerek yok. O da bir insan sonuçta. Bu arada Türkiye’deki hakemlerin çok kötü olduğunu söylemek istiyorum. Maçları izlediğimde hakemlerin her pozisyonda Galatasaray ve Fenerbahçe lehine düdük çaldığını görüyoruz. Anadolu takımlarına gelince böyle bir durum yok. Sezon başında yapılan toplantılarda bize de sahada uymamız gereken kuralları gösteriyorlardı. Bize kuralları gösteriyorlar ama hakemler sezon başlayınca bunu yerine getirmiyorlar. Ben de onun için diğer toplantılara katılmadım. Bize gösterdikleri kuralları sahada kendileri uygulamıyorlar. Mesela bir pozisyonda Galatasaray’a ve Fenerbahçe’ye çalınan düdük ile Anadolu takımlarına çalınan düdük arasında fark var. Halbuki ortada aynı pozisyon var. Herkes insanlık gereği yanlış kararlar verebilir ama sezon başında çok sayıda toplantı yapılmasına rağmen burada çok fazla yanlış yapılıyor. İnsanların bundan dolayı tepki göstermesi normal. Yabancı hakemin gelmesini isteyenler oldu ama Sivasspor-Fenerbahçe maçında VAR’daki yabancı hakeme de tepki gösterildi. Örneğin; Nuri Şahin, Antalyaspor’a gelmişti. Bana, ‘Burada herkes hakemlerle ilgili çok fazla konuşuyor’ dedi. Birkaç ay sonra Nuri Şahin de hakemler hakkında konuşmaya başladı. Nuri Şahin de daha sonra bana hak verdi. Hakemler konusunda her geçen gün daha kötü bir durum yaşanıyor. Avrupa’daki hakemlerin VAR’a gittiklerinde genelde karar verme süresi 1 dakikayı bulmuyor. Bizim hakemlere kalsa pozisyonu 10-15 dakika inceleyecekler. Her maç ayrı bir sorun çıkıyor.

“VİNCENZO MONTELLA, EURO 2024’TE ÇOK İYİ İŞLER BAŞARDI”

Son olarak Türkiye, EURO 2024 çeyrek final mücadelesinde Hollanda’ya elendi. EURO 2024’ü heyecanla takip ettiğini gördük. Türkiye’nin turnuvadaki performansını değerlendirir misin?

Türkiye Milli Takımı’nda çok genç oyuncular var. EURO 2024’te kendilerini iyi bir şekilde gösterdiler. Türkiye’de medyada çok fazla baskı vardı. Kazanırsan en iyi, kaybedersen en kötü oluyorsun. Bana göre Montella, çok iyi işler başardı. Türkiye, Gürcistan maçında korkmadan oynadı. Portekiz maçında biraz çekinceli oynayınca gol yedi. Yine de Montella’nın şans verdiği genç futbolcular da ülkeleri için oynayıp, iyi performans gösterdiler. Benim için Barış Alper ve Arda Güler, en iyi oyunculardı. Hollanda, Avusturya’ya göre daha kolay bir takımdı. Avusturya’da çok fazla kaliteli isim yoktu ama hızlı ve sistemli bir oyun oynadılar. Hollanda’nın ismi ve kalitesi vardı. Türkiye, Hollanda maçında çok gol kaçırdı. Türkiye, o maçta daha fazla baskıyla ve stressiz oynamalıydı. Kenan Yıldız, gerçekten iyi oyuncu ama son 2 maçta maalesef hiçbir etki göstermedi. Bu bölgede Kerem veya Semih değerlendirilebilirdi. Takımda topu ileride tutacak fazla oyuncu yoktu. Sadece Semih ve Cenk, çok iyi top tutuyordu. Ayrıca Barış Alper de birkaç defa top tutmaya çalıştı ve faul aldı. Takımda biraz nefes aldıracak böyle oyuncular olması lazım. Arda’nın driplingleri iyiydi ama Hollandalı oyuncular hemen 2-3 kişiyle onu markaj altına almaya çalıştı. Yine de Türkiye’nin bu noktaya kadar geleceğini kimse beklemedi. Güzel bir futbol oynadılar ve başarılı oldular. Çeyrek finalde kaybedince, ‘Hoca kötü’ demeye başlayanlar oldu. Yine de gençler, turnuvada iyi bir oyun ortaya koydu.  

2024-07-09T15:42:02Z dg43tfdfdgfd